Home / Köşe Yazarları / Ebruli Sayfalar / PADOVA..Ebruli Sayfalar…

PADOVA..Ebruli Sayfalar…

Merhaba Sevgili Nilgün’ün Günlüğü Okurları,

Bana dünyanın en güzel ülkesini sorsalar, kesinlikle “İtalya” derim. Şimdiye kadar gördüğüm ülkelerin tabi ki kendine has birçok güzelliği barındırdığını biliyorum. Ama İtalya kadar içinde hem tarihi, hem coğrafyayı, hem de sanatı bu kadar güzel barındıran ve bana her girdiğim sokakta hayranlık bırakan bir ülke daha hiç görmedim. Sanırım bu konuda haksız sayılmam çünkü İtalya, UNESCO’nun Dünya Kültür Mirasları Listesinde, en çok kültür ve doğa güzelliğini barındıran ülke olarak baş sırada yer alıyor.
Bu yazımda sizlerle İtalya’nın kuzeyinde, Veneto eyaletine bulunan Padova şehirinin ilginç özelliklerini paylaşmak istiyorum.
2007 senesinde 20 öğrencim ve 3 öğretmen arkadaşımla birlikte gittiğim Padova, sanatı, kültürü ve doğa güzelliği ile insanda hayranlık uyandıran bir İtalyan kenti. İ.Ö. 1183 yılında Truvalı Prens Atenor tarafından kurulmuş olan Padova, Kuzey İtalya’nın en eski şehirlerinden birisidir.
Padova’ya geldiğinizde ilk ziyaret etmeniz gereken yer, Prato della Valle meydanı olmalı. Elips şeklindeki bu meydan 90,000 metre kare alana sahip olup, İtalya’nın en büyük, Avrupa’nın da ikinci büyük meydanı olarak ün salmış durumdadır. Ortasında bir ada, etrafında da şehrin ünlü kişilerinin heykelleri bulunduğu bu meydan, insanda tam bir nefes kesici görsel etki bırakıyor.
Prato della Valle’nin tam karşısında Santa Giustina bazilikası bulunmaktadır. 15inci yy da bölgenin en önemli manastırlarından biri olan Santa Giustina, 1810 yılında Napolyon tarafından kapatılmış. 1919’da tekrar açılmıştır.
Görülmesi gereken diğer bir mekan ise Cappella degli Scrovegni yani Scrovegni Kilisesi, diğer adıyla Arena Kilisesi. Burada ünlü Floransalı ressam ve mimar Giotto’nun, Meryem Ana’nın hayatını ve onun hristiyan dünyasındaki rolünü konu alan freskleri gerçekten görülmeye değer. 1305 yılında yapımı tamamlanan kiliseye aynı zamanda Arena Kilisesi denmesinin sebebi ise etrafında Roma devrinden kalma duvarların bulunmasıdır.
Padova’da kapitalist düzenin gerektirdiği büyük alışveriş merkezleri bulunsa da, kendi özgün kimliğini kaybetmemiş, küçük dükkanları içinde barındıran ve benim daha çok değer verdiğim mekanları görmek de mümkün. İşte buna en güzel örnek, ortaçağdan kalma Palazzo della Ragione yapısı. Kolonsuz olarak inşa edilmiş Avrupa’nın en büyük çatısı ünvanını elinde bulundurmaktadır. Bu binanın içinde çeşitli dükkanlar görmek mümkün. Arkadaşım Antonella, beni bu binanın içinde sadece peynir satan bir dükkana götürmüştü ve oradaki bütün peynirlerin tadına bakma şansım oldu. Bir kısmını da satın aldım. Bu arada İtalyan peynirleri inanılmaz lezzetli.
Padova’da görülmesi gereken diğer bir yer ise Piazza dei Signori yani Senyörler Meydanı. Bu alanda Padova’nın soylularının yaşamış olduğu harika bir mimariye sahip binalar bulunmaktadır. Buraya geldiğinizde eğer hala bu meydanın bir köşesinde duruyorsa, dondurmacıdan İtalyan dondurması almayı sakın unutmayınız. Dondurmanızın keyfini çıkarırken, etrafınızı seyredebilirsiniz.
Ünlü ve biraz da pahalı Pedrocchi Café’den söz etmeden olmaz. Antonella, babasının bu kafeye “Filler Müzesi” lakabını takdığını söylediğinde bir anlam verememiştim. Ancak bu kafeden içeri girildiğinde gördüm ki, içeride çok şık giyimli fakat çok yaşlı insanlar oturuyor. Yani Antonella’nın babası bu yaşlıları fillere benzetmiş.
Padova demişken üniversitesinden bahsetmeden olmaz. 1222 yılında kurulan Padova Üniversitesi Avrupa’nın en eski üniveristelerinden biri olmasının yanı sıra, İtalya’nın da en eski ikinci üniversitesidir. 16ıncı ve 17nci yylarda yaşamış olan ve “Dünya yuvarlaktır.” diyen ünlü İtalyan fizikçi Galileo Galilei de bu üniversitede ders vermiştir. Helezonik sıralar bulunan yukarıdaki fotoğrafın ne olabileceğine dair bir fikriniz var mı? Eski çağlarda kilisenin günah saydığı ve Anatomi dersinin ayrılmaz bir parçası olan “kadavra doğrama” sınıfı. Peki hem günah, hem de bu işi nasıl yapmışlar? Tabi ki kiliseyi çok fazla dinlememişler ve yeni ölenlerin bedenlerini geceleyin mezarlarından çıkarıp, gizlice üniversiteye getirip, mum ışığında onlarla ders yapmışlar.
Padova sokaklarında yürürken tuhaf tuhaf kıyafetler giymiş gençleri görüp, değişik törensel faaliyetler içinde görürseniz şaşırmayın. Çünkü bu Padova Üniversitesi’nden mezun olan öğrencilerin bir mezuniyet rituali. Mezun olan öğrencinin ilginç kıyafetler giyip, kendi karikatürü çizilmiş ve üzerinde bir yığın komik yazıları olan kocaman bir kağıdı eline alıp, üniversitenin yanındaki caddede bulunan banklara çıkıp, bu kağıdı okuması ve bir yandan içkisini içmesi bir gelenek haline gelmiş. Tabi ki bu töreni tüm ailesi ve arkadaşları büyük bir ilgi ile izliyorlar.
Biliyorsunuz en ilginç bulduğum yerleri sona saklıyorum. O da Padova’nın ünlü Basilica of Saint Anthony yani San Antonio Bazilikası. Bazilika, Aziz Antonio’nun ölümünden sonra yani 1232 yılında inşa edilmiş ve tüm katolik dünyasından insanların buraya hacı olmak için geldiği bir yerdir. Peki Aziz Antonio kimdir? Aziz Antonio, 1195 yılında Lizbon’da doğmuş ve hayatının büyük bir kısmını Padova’da geçirmiş ve orada ölmüş bir azizdir. Bu zat ile ilgili ilginç olan şey ise tanrı ile iletişime geçip, insanların kaybettiklerini bir şekilde geri getirmesi ya da umulmadık bir anda karşısına çıkartmasıdır. Birşeylerini kaybeden insanlar San Antonio kilisesine gelip, “Tony, Tony, dön bu tarafa. Birşey kayboldu, bulunması lazım.” derler. İnanışa göre, insanların kaybettikleri bir şekilde önlerine çıkar. Bazilikanın içine girdiğinizde, insanların kaybettikleri şeylerin fotoğraflarını ve yazılarını görebilirsiniz.
Sizlere dünyadan bir kenti tanıtmaktan yine büyük keyif aldığımı söylemeden geçemeyeceğim. Son olarak bu yazının ardından aşağıda linki bulunan, arkadaşım Antonella Ortis’in öğrencilerinin hazırlamış olduğu, Padova’yı tanıtan kısa filmi seyretmenizi tavsiye ederim.
Başka bir kentten görüşmek dileğiyle …
Ebru

 

Hakkımda Nilgun

Sinop'ta yaşayan, Sinop'lu bir bayanım. Gezmeyi, yüzmeyi, konuşmayı, sosyal aktiviteleri çok severim. İnsanlara yardımcı olmak beni çok mutlu eder.Ve tam bir Sinop Aşığıyım. Bu kadar yeterli mi?)))

İlginizi Çekebilir

SINIRLARIN ÖTESİNE GEÇ..Ebruli Sayfalar.

Merhaba Sevgili Nilgün’ün Günlüğü Okurları, Türkiye’de ilk kez Sinop’ta yapılan son derece önemli bir faaliyetimizden …

3 Yorum

  1. Ebru’cum anlatırken ordaymış gibi oldum, birgün oraya beraber gidelim olur mu? Ayrıca Padova’nın bana neyi çağrıştırdığını bulamadım hafızamı zorladım, yazını okuyunca neden böyle olduğunu anladım 🙂 çünkü bir değil bir çok özelliği vardı,(Giotto yu, St.Antonio Bazilikası ve diğerleri..bunları Güzel sanatlar dersinde anlatırdı hocamız) ondanmış.. 🙂
    Görüşmek üzere..

  2. H.Çiçeksever

    Güzellikleri tanıak ruhların aydınlanmasına neden olacaktır. Eline sağlık. Dostluklarınız dünya barışına katkıda bulunacağı için önemlidir. Çağ barış çağı olacak ve ülkemizin misyonu dostluktur. Sinop’ta geleneksel, evrensel dostluk günü başlatabilirsiniz.

  3. Irem Ebru Gursoy

    Çok teşekkür ederim değerli Nilgün’ün Günlüğü yazarları!!!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir