Home / Köşe Yazarları / Ebruli Sayfalar / SÜPER KADINLAR – 2….Ebruli Sayfalar..

SÜPER KADINLAR – 2….Ebruli Sayfalar..

Merhaba Sevgili Nilgün’ün Günlüğü Okurları,

“Süper Kadınlar” yazı dizime kaldığım yerden devam ediyorum. Birçoğunuz bu kadınları tanıyor olabilirsiniz. Ama ben yine de bu harika kadınların hayatlarını ve onları süper yapan özellikleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Annelies Marie “Anne” Frank. Dünya onu Anne Frank olarak tanıyor. Kendisi 2. Dünya Savaşı’nda savaşı bizzat bir Yahudi olarak, Amsterdam’da bir evin çatı katında ailesi ile birlikte yaşamış ve daha sonra bir ihbar üzerine Nazilerin baskını sonucunda bu evden alınıp, toplama kampına götürülmüş ve orada ölmüştür. Anne Frank’i özel yapan şey ise onun bu çatı katında yazdığı ve birçok filme aktarılan bir günlüktür.

1929’da Frankfurt, Almanya’da dünyaya geldi ve ömrünün büyük bir kısmını Hollanda’da geçirdi. 1941 yılına kadar milliyeti Almandı. Fakat Yahudi düşmanları tarafından Alman kimliğini yitirdi. Ailesi 1933’de Amsterdam’a taşındı. 1940’da Hollanda Nazi işgali altına girdi. 1942’de Nazilerin Yahudilere eziyet etmeye başlamasından ötürü, babasının Amsterdam’daki ofis binasının üstündeki gizli 2 odasında iki yıl ailecek yaşadılar. Onlara yemek getirip, savaşla ilgili haberleri ulaştıran ve bu sırı bilen tam 4 kişi vardı.

Frank Ailesi bu çatı katında yalnız kalmayacaktı. Yanlarına babaları diş doktoru olan Pels Ailesi de katıldı. Başlangıçta bu durum, Anne için rahatsız edici olsa da, daha sonra Pels Ailesi’nin 16 yaşındaki oğlu Peter’a aşık oldu.

Bu çatı katındaki zamanını bol bol okuyarak ve yazarak geçirdi. Yazma yeteneğini öyle bir geliştirdi ki, artık daha soyut kavramlardan ve Tanrı’ya olan inancından da bahsetmeye başladı.

4 Ağustos 1944 sabahı bir grup Alman polisi baskını sonucu tutuklandı. İki aile o geceyi Gestapo karargahında sorgulamalarla geçirdikten sonra 100,000 aşkın Yahudi’nin uğradığı geçiş kampına gönderildiler. Saklandıkları için suçlu bulunmuşlardı.

Daha sonra Polonya’da bulunan Auschwitz Kampı’na gönderildiler. Trenden inerken kadınlar ve çocuklar, erkeklerden ayrıldı. 1019 yolculdan 549’u 15 yaşının altındaki çocuklardan oluşuyordu. Bütün bu grubun tamamı gaz odalarına gönderildi ve öldürüldü. Anne üç ay önce 15’ini bitirdiği için bu gaz odasına gönderilmemişti.

Anne bu kampta ağır şartlar altında, aç ve susuz bir şekilde, köle işçi olarak çalıştı ve bir çok insanın ölümüne şahit oldu. Daha sonra Anne ve kız kardeşi başka bir kampa gönderildiler. Geride kalan anneleri bu kampta açlıktan öldü.

Anne, yeni kampında 17,000 kişiyi öldüren tifoya yakalandı ve İngiliz birliklerinin gelmesine birkaç hafta kala hayatını kaybetti. Ailesinden bir tek babası hayatta kalmıştı. Birgün babası Amsterdam’daki çatı katına gittiğinde, hala Anne’nin günlüklerinin orada durduğunu gördü. Daha sonra bu günlükler Anne’i ünlü bir yazar yapacaktı. Birçok filme aktarılan Anne Frank’in Günlükleri bütün dünyanın bir Yahudi gözüyle savaşa daha yakından bakmasını sağlamıştır. Anne Frank’in evi Amsterdam’da bir müze haline gelmiştir ve hergün yüzlerce insan bu evi ziyaret etmektedir.

Temmuz ayında Amsterdam’a gittiğimde ben de bu evi ziyaret etmek istedim fakat zamanımız kısıtlı olduğundan ve bir de sırada 100lerce insan olduğundan sadece dışarıdan bakabildim.

Atatürk’ün yanında yaşayıp da ona aşık olmamak mümkün müdür acaba? Ben kendi açımdan söyleyeyim, “mümkün değil”. Fikriye Hanım da bence benim “Süper Kadınlar” listeme giriyor. Çünkü kendisi Atatürk’ün yanında Milli Mücadele’de ve modern Türkiye’nin yapılaşmasında yer almış, ona yardım etmiş ve ona derinden aşık olmuş süper bir kadın kahramandır.

Fikriye Hanım, 1887’de Yunanistan’ın Larisa şehrinde dünyaya gelmiştir. Kendisi Zübeyde Hanım’ın ikinci eşi Ragıp Bey’in kız kardeşidir. 1923 yılına kadar Çankaya Köşkü’nde Atatürk ile birlikte kalmış ve ona aşık olmuştur.

Kendisi Yunanca ve Fransızca bilmekteydi. Ud ve piyano çalıyordu. Fakat narin ve hastalıklı yapısı onun daha iyi bir eğitim almasına engel olmuştu. Hastalığı ilerlediği için Münih’teki bir hastaneye yatmıştı. Burada Mustafa Kemal’in Latife Hanım’la evlendiğini öğrenmiş, apar topar Türkiye’ye gelmiş ve Atatürk’ü görmek istemişti.

Ne yazık ki, Fikriye Hanım’ın köşke geldiğini duyan Latife Hanım, yavere onu içeriye almamasını emretmiş ve köşkten kovdurmuştu. Bu durum onun sonunu getirmişti. Çünkü Çankaya Köşkü’nün önünde ölmüştü.

Daha doğrusu intihar ettiği söylenilir. Fakat bazı kaynaklara göre köşke geldikten üç gün sonra öldüğü söylenilmektedir.

Ne acıklı bir son! Fikriye Hanım, sevdiği adamı bir başka kadına kaptırmıştı. Eğer gerçekten intihar etmişse, yaşadığı çok büyük bir aşk olmalıydı. Fikriye Hanım gibi onun hep yanında olup, onun ütüsünü yapmak, ona ud çalıp, şarkı söylemek ya da kahvesini getirmek bile bence çok büyük bir şanstır.  Ruhu şad olsun!

Hakkımda Nilgun

Sinop'ta yaşayan, Sinop'lu bir bayanım. Gezmeyi, yüzmeyi, konuşmayı, sosyal aktiviteleri çok severim. İnsanlara yardımcı olmak beni çok mutlu eder.Ve tam bir Sinop Aşığıyım. Bu kadar yeterli mi?)))

İlginizi Çekebilir

SINIRLARIN ÖTESİNE GEÇ..Ebruli Sayfalar.

Merhaba Sevgili Nilgün’ün Günlüğü Okurları, Türkiye’de ilk kez Sinop’ta yapılan son derece önemli bir faaliyetimizden …

2 Yorum

  1. H.Çiçeksever

    Elinize sağlık, hafızalarımızı tazeliyorsunuz. Büyük insanları anmak yaşatmak müslümana özgü VEFA kültürüdür.

  2. Irem Ebru Kuru

    Teşekkür ederim Vefa Bey 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir