Home / Köşe Yazarları / Ebruli Sayfalar / SİHİRLİ TOP…Ebruli Sayfalar.

SİHİRLİ TOP…Ebruli Sayfalar.

Merhaba Sevgili Nilgün’ün Günlüğü Okurları,

Bugün sizler için bir Arjantin çocuk masalını Türkçe’ye çevirdim. İyi eğlenceler dilerim.

Uzun yıllar önce, And Dağları’nda çok kötü yürekli bir cadı yaşarmış. Bütün yaz boyunca uyur ama kış geldiğinde ve ilk kar düştüğünde ise neşeyle uyanırmış. Kış onun için avlanma ve beslenme zamanıymış.

Çok tuhaf bir sihirle çocukları kendine teker teker çeker ve kimse bunu nasıl yaptığını bilmezmiş. İşin gerçeği, onun parlak, rengarenk sihirli bir topu olduğuymuş ve bu topu çocukların oyun oynadığı yere bir koyarmış fakat hiç bir yetişkin bu topu göremezmiş. 

Bir gün, bir göl kenarında Natalia ve Luis adında iki kardeş oyun oynuyorlarmış ve küçük bir tepenin yamacında bu sihirli topu görmüşler. Parlaklığına ve güzelliğine dayanamayan Natalia, ona doğru koşmuş ve alıp, eve götürmek istemiş fakat yanına yaklaştığında top daha uzağa gitmeye başlamış; sonra durmuş. Natalia tekrar ardından koşmuş ve neredeyse yakalayacakken, top tekrar kaçmış, tekrar peşinden koşmuş ve yine tam eline alacakken, top tekrar uzaklaşmış. Küçük kız topu tekrar takip etmiş. Her seferinde tam yakalayacakken, top sürekli uzağa kaçıyormuş. Natalia koştukça ağabeyi Luis, onu takip etmeye başlamış, başına birşey geleceğinden endişelenmiş. İşin daha tuhaf tarafı, top her seferinde, ya orman meyvelerinin  ya da kristal berraklığındaki ırmakların yanında duruyormuş, böylece tüm diğer çocuklar gibi Natalia da kendini bilmeden sürükleniyor ve birşeyler yiyip içmek için mola veriyormuş.

Sonunda Natalia ve Luis, Rio Chico denilen büyük dağların arasında bulunan bir vadiye gelmişler. Burada büyük kaya parçaları, yer yer kar öbekleri varmış. Birden bire bu karanlık ve kasvetli havada büyük kar taneleri  görünmeye başlamış. Sonra iki kardeş birden dehşete düşmüşler çünkü onca yolu dolaşarak, oyalanarak geçtikleri için yollarını kaybetmişler. Fakat top hala gidiyormuş yalnız bu sefer yavaşlamış ve çocuklar da hala topu takip ediyorlarmış. Artık hava daha sert ve soğuk olmaya, güneş gücünü yitirmeye başlamış. Top sonunda kapkara bir kaya parçasının önüne geldiğinde durmuş ve çocuklar da çok sevinmişler.

Natalia topu eline almış ve bir an şöyle bir onun güzelliğini seyretmiş fakat bu bir an sürmüş. Çünkü tam ona baktığı anda top bir sabun köpüğü gibi birden yokoluvermiş ve Natalia ağlamaya başlamış. Luis onu avutmaya çalışmış ve kardeşinin ellerinin buz gibi soğuk olduğunu fark etmiş ve kayanın kuzey tarafına, rüzgarın az olduğu yere kardeşini götürmüş. Natalia büzüşerek, bir dakika içinde uykuya dalmış. Luis de oturduğunda, kardeşi biraz dinlendikten sonra evlerine dönmek için hangi yoldan gitmeleri gerektiğini düşünmüş. Fakat kendisi de uyanık kalmak için çok çabalamış. Hatta göz kapaklarını parmaklarıyla açmaya çalışmış ama uykusu daha ağır basmış. Daha sonra çam ağaçları yavaşça onu selamlamaya ve yapraklar da yumuşak bir şekilde fısıltı yaymaya başlamış ve Luis de uykuya dalmış.

Büyük kaya parçalarının içinde, sert esen rüzgardan etkilenmeyen Natalia, rüyasında evinde olduğunu görmüş. Annesi onun saçını tarıyor ve bir yandan da şarkı söylüyormuş. Fakat birden bire annesi  saçını daha sert ve dikkatsiz bir şekilde taramaya başlamış ve saçını çekmiş.  Natalia’nın canı yanmış ve tam o sırada Natalia uykusundan uyanmış.

Natalia kalkmaya çalışmış fakat kalkamamış. Neler olduğunu fark ettiğinde kalbi kaskatı kesilmiş. Çünkü o uyurken, And Dağları’nın yaşlı cadısı onu hareketsiz bırakmış. Saçını taramış ve bunu yaparken bir sihir yaparak kızın saçını uzatmış. Öyle bir uzatmış ki kafasını oynatamayacak kadar onu kayalara bağlamış. Tek yapabildiği şey kollarını öne doğru uzatabilmesiymiş. Uzakta duran Luis’i gördüğünde ona yalvarırcasına bağırmış.

Yaşlı cadı Natalia’yı sihirle kayalara bağlamış  ve kardeşinin ulaşamaması için de görünmez bir duvar yapmış. Luis kardeşini görebiliyor fakat ona yaklaşamıyormuş.

“Kardeşim, buraya gel, çok korkuyorum!” diye görünmez duvarın içinden doğru Luis’e bağırmış ve ağlamaya başlamış.

“Kardeşim,” demiş, “Yapmaya çalışıyorum ama yapamıyorum. Geçmemi engelleyen birşey var. Seni görebiliyorum fakat geçemiyorum.”

“Üzerinden tırmanamaz mısın, Luis?” diye sormuş Natalia.

“Hayır, Natalia. Yapabildiğim kadar yükeseğe uzandım fakat şu göremediğim duvar daha da yukarıya çıkıyor. Ama burada seninle kalacağım, sakın korkma.”

Tam yakında kocaman bir baykuşun sesi duyuluyormuş, şu şarkıyı söylüyormuş:

 

Karanlığın yaratıkları ve isimsiz yaratıklar,

Bizi ışığın  ve meşhalenin kırmızı aleviyle koru.

 

Biraz sonra Natalia tekrar konuşmaya başlamış, fakat bu sefer hıçkırıklarla.

“Kardeşim benim, baykuşun ne dediğini duydun mu?”

“Evet, kardeşim.”

“Sence bunun anlamı ne?” diye sormuş.

“Hiçbir şey,” diye cevap vermiş.

“Dinle,” demiş Natalia. “Şunları söyledi: Bizi ışığın  ve meşhalenin kırmızı aleviyle koru.”

“Duydum bunu Natalia. Ne demek oluyor?”

“Demek oluyor ki, kardeşim, bu korkunç vadideki yaratıklar ateşten korkuyor. Yani senin buraya ateş getirmen gerek. Haydi ateş bulmaya git ve çabuk dön. Burada tek başıma kalacağım, bu yüzden acele et, lütfen.”

Bunu duyan Luis, kardeşini bu korkunç yerde yalnız bırakacağından dolayı üzülmüş. Natalia ısrar etmiş, “Hızlan, kardeşim, hızlan!”

Tam o sırada bir akbaba kayaların üzerinden süzülerek belirmiş ve alçalarak şöyle demiş, “Ateş buzla kaplı ölümü yenecek.”

“Duydun mu, kardeşim?” demiş Natalia. “Akbaba da aynı şeyi söylüyor. Çabuk gitmelisin. Ateşi bulmalısın ve gece olmadan, çok geç olmadan geri dönmelisin.”

Böylece Luis kardeşine el sallamış ve akbabayı takip ederek vadiden aşağıya inmiş. Luis bu kuşun onu bir yere götüreceğini biliyormuş ve kuşu takip etmiş. Hemen sonra karşısına bir nehir, nehirin ardından da tüm suların birleştiği muhteşem bir yere gelmiş.

Bu suların birleşme noktasında, toprak ve taşlardan oluşan ve tepelerin içinde kalmış bir ev karşısına çıkmış. Evde kimse yokmuş, fakat akbaba havada daireler halinde uçup burayı işaret etmiş.  Luis burada biraz kalması gerektiğini anlamış ve ne olacağını merak etmiş. Açık olan kapıyı biraz iteleyerek, içeri girmiş. Şöminede kor halindeki külleri görünce burada birinin yaşadığını anlamış.  Önce evden yaşayan insana karşılık olsun diye – bu tarzdaki davranış o ülkeye hasmış – kaynaktan taze su getirmiş. Daha sonra odunları biraraya getirerek onları düzgün bir şekilde şöminenin kenarında sıralamış. Daha sonra parlak ateş çıkana kadar biraz dal ve çalı çırpı da ekleyerek korlara üflemiş.

Evin sahibi adam odaya girdiğinde Luis onun ateşin yanındaki taburede oturduğunu ve kafasını salladığını hiç fark etmemiş. Adam Luis’e ekmek ve çay vermiş. Açlığını ve susuzluğunu giderdikten sonra adam konuşmuş, “And Dağları’nın yaşlı cadısı çok korkunçtur, demek onu yenmenin bir yolu var. Neymiş bakayım evlat bu yol? Söyle bana.”

Akbabanın söylediklerini hatırlayan Luis, şu sözleri tekrarlamış: “Ateş buzla kaplı ölümü yenecek.”

“Doğru,” demiş yaşlı adam, kafasını sallayarak. “Ve kardeşin de orada. İşte herşeyin ilerisini gören ve çok şey bilen dost akbaba geldi.” demiş. Akbaba şöyle demiş:

 

Şimdi soğuk, kızın nefesini kesiyor,

Ateş buzla kaplı ölümü yenecek.

 

Bunun üzerine yaşlı adam Luis’e yanan bir dal parçası vermiş.

Luis yanan dalla hızla oradan uzaklaşmış. Bataklıklardan çamurlardan koşarak geçmiş.

Hemen sonra sığ bir göle gelmiş. Sudan geçerken bir yandan da su sıçratıyormuş. Dalı yukarıda tutmasına tutuyormuş fakat yeteri kadar yüksekte tutmuyormuş. Koşarken dala su sıçramış ve ateşi söndürmüş. Luis üzgün bir şekilde tekrar yaşlı adamın evine geri dönmüş ve ıslak dalı yere bırakmış.

“Lütfen bana bir dal daha verin. Kardeşim şimdi soğuktan tirtir titriyordur.” demiş çocuk. “Bu sefer gölün etrafından geçeceğim ve su ateşi söndüremeyecek.”

“Evet,” demiş yaşlı adam.

Akbaba tekrar aşağıya inmiş, tıpkı önceki gibi bağırarak şöyle demiş:

Şimdi soğuk, kızın nefesini kesiyor,

Ateş buzla kaplı ölümü yenecek.

Daha sonra cadının olduğu dağa doğru uçup gitmiş.

Yaşlı adam Luis’e yanan başka bir dal vermiş ve cesur çocuk hemen yola çıkmış. Gölü  geçmiş, karla kaplı tepeleri aşmış ve sadece nefesini yakalayabilmek için durmuş. Fakat – eyvah! – daha iyi tutabilmek için çabalarken dalı karların üstüne düşürmüş. Tekrar aldığında ise simsiyah bir kömür haline gelmiş. Luis’in yüreği yanıyormuş ve tekrar eve geri dönüp üçüncü bir şans denemekten başka bir çaresi yokmuş.

“Ah” demiş yaşlı adam.”İşte yine akbaba geldi. Mesajını dinleyelim.” Akbaba yine alçalmış ve şöyle demiş:

Şimdi bitkinlik doğuyor kızın nefesinde,

Gece ona dondurucu ölümü getirecek.

Sözlerini bitirdikten sonra, bir ok gibi gökyüzüne fırlamış.

Üçüncü kez Luis, yanan dalı almış, gölün etrafından dolaşmış ve dağa doğru yol almış.

Dalı o kadar sıkı tutuyormuş ki, parmakları acımış ama asla parmaklarını bir saniyeliğine bile gevşetmemiş ve koşmuş, koşmuş tıpkı bir ceylan gibi. Onu gören bir flamingo kanatlarını bir yelken gibi açmış ve ona doğru süzülmüş. Luis diğer elini flamingonun sırtına koymuş ve böylece hızı artmış. Luis, flamingoyu sıkıca tutmuş ve artık çocuk bir ok gibi gidiyormuş. Luis’in elinde yanan ateş, flamingonun boynunu ve göğsünü yakmış ta ki pembe ve kırmızı olana dek fakat flamingo buna aldırmamış.

Flamingo ve Luis, vadiyi aşıp, Natalia’nın esir kaldığı kayaya gelmişler. Luis hemen elindeki yanan dalı kayanın yanınaki kurumuş yosunların olduğu öbeğe bırakmış. Alevler birbenbire dans edercesine yükselmiş ve o kocaman kaya büyük bir sesle binbir parçaya ayrılmış. And Dağları’nın yaşlı cadısının gücü sonsuza kadar kaybolmuş. Natalia’ya gelince, hemen kurtulmuş! Nazik fakat o buz gibi elini flamingonun göğsüne dayamış ve böylece flamingonun yaraları iyileşmiş. Fakat cesaretinin simgesi olan kırmızı renkteki göğsü, o günden bu yana hep kalmış.

Natalia ve Luis çok uzun yıllar bu yeşil vadide yaşamışlar ve bir çok çeşit kuş da bu vadide oyunlar oynamışlar, yavrularını büyütmüşler. Cadının sihirli topunun öyküsü sadece hatıralarda kalmış ve dilden dile yıllarca daha uzak diyarlara kadar ulaşmış.

 

Hakkımda Nilgun

Sinop'ta yaşayan, Sinop'lu bir bayanım. Gezmeyi, yüzmeyi, konuşmayı, sosyal aktiviteleri çok severim. İnsanlara yardımcı olmak beni çok mutlu eder.Ve tam bir Sinop Aşığıyım. Bu kadar yeterli mi?)))

İlginizi Çekebilir

SINIRLARIN ÖTESİNE GEÇ..Ebruli Sayfalar.

Merhaba Sevgili Nilgün’ün Günlüğü Okurları, Türkiye’de ilk kez Sinop’ta yapılan son derece önemli bir faaliyetimizden …

2 Yorum

  1. Bu masalı değerli Romanyalı arkadaşım Luiza Nicula’dan aldım. Ona çok teşekkür ediyorum!

    I’ve got this story from my dearest Romanian friend, Luiza Nicula. Many thanks to her!

  2. Luiza Nicula’ya ben de çok teşekkür ediyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir