NERGİS GÜZELİ..İ.Ebru Gürsoy’dan..

 

Merhaba Sevgili Nilgün’ün Okurları,

Yağmur, yaprakların üzerinde dans ederek toprakla kucaklaşırken, yaşlı kadının gözleri, karşısındaki ormanın koyu yeşilliğinde, aklı ise gençliğinde pazar yerinde nergis sattığı tezgahının karşısından arabasıyla geçen yakışıklı delikanlıdaydı. Birgün delikanlının arabası tam onun tezgahının önünde bozulmuş ve delikanlı onu ilk kez o zaman fark etmişti.

“Hey!!! Nergis güzeli! Bana yardım edebilir misin lütfen?” demişti. O kadar şaşırmıştı ki, nefesi kesilmiş, aklı yerinden oynamıştı. Ona heyecandan titreyerek yardım etmişti. Bundan sonra delikanlı ona arabasıya her geçişte dikkatle bakıyordu. Kendisi de bu durumdan çok memnundu.

Artık buluşmaya başlamışlardı. Her ikiside biribirlerinden başka hiçbir şey düşünemez olmuşlardı. Evlenmeye karar vermişlerdi. Dilekleri yerine gelmişti. Çok kısa bir sürede de evlenmişlerdi. Her şey yolunda gidiyordu, ta ki ülkede savaş çıkana kadar.

Kasabanın tüm genç erkekleri gibi delikanlı da savaşa gitmişti. Kendisine geri dönme sözü vermişti. Tüm kadınlar gibi o da şimdiden yasa bürünmüş, döneceği günü hayal etmişti. Hergün postaneye gidiyor, ondan bir mektup var mı diye merak ediyordu. Mektup geldiğinde ise sevinçten çılgına dönüyor. Satırları defalarca okuyordu. Hatta ezberliyordu. Bir sonraki mektup için sabırsızlanıyordu.

Bir sonraki, daha sonraki, mektuplar hiç bitmemeliydi. Hepsini ezberlemişti. Onun için uydurduğu tüm sıfatların hepsi birbirinden güzeldi. “Nergis Güzelim”, “Sarmaşık Gülüm”, “Ürkek Serçem”, “Kıvılcım Otum” ve daha bir çok değişik söz. Hepsi kulağa hoş geliyordu. Her mektup gelişinde, yüreği tıpkı arabayla önünden geçerkenki gibi hopluyordu.

Her sabah postane açılmadan diğer kadınlar gibi kapının önünde bekliyordu. Onlarla konuşuyor. Savaş hakkında bilgi ediniyordu. Kaç kişi ölmüş, kaç kişi yaralanmış, düşmanlar nereye kadar ilerlemişler. Bizimkilerin kahramanlıkları gibi bir sürü hikaye işitiyordu.

Postaneye mektuplar birbir geliyor. Birçoğu mektubunu alıyor. Çok seviniyor ve sevinçten ağlıyordu. Bazıları ise eli boş eve dönüyordu. Kendisi de mektubunu bekliyor, satırları ezberlemek için can atıyordu.

Kasabaya yine posta gelmişti. Kendisi tüm kadınlardan önce postanenin önündeydi ve isminin anons edilmesini bekliyordu. Ama ismi yine söylenmemişti. İki hafta olmuştu. Yine bir haber yoktu. Ne yemek yiyebiliyor, ne de geceleri uyayabiliyordu.

Bir ay geçmişti. Hala bir haber yoktu. Ölüm haberleri çok çabuk duyuluyordu. Çünkü ordudan ölen kişinin ailesine mektup geliyor ve ölüm haberini iletiyorlardı. Ölüm haberi alan bir çok kadının mektup elinde postanenin önünde yere yıkıldığını görmüştü.

Ölmemişti bunu biliyordu. Ama neden hiç mektup gelmiyordu. Her gün umutla postaneye gitti. Diğer kadınlar ona mektup gelip gelmediğini soruyorlar, o da kafasını iki yana sallayarak ve dudağını bükerek cevap veriyordu. Hiç konuşmak içinden gelmiyordu.

Bu belirsizlik içini iyiden iyiye kemirmiş, artık aklını oynatma seviyesine gelmişti. Hergün dua ediyor, sürekli onun ismini sayıklıyordu. Acaba ne olmuş olabilirdi?

Sonunda ona bir mektup gelmişti . Sevinçten çıldıracaktı. Niye bu kadar gecikmişti? Ama mektup çok yıpranmış bir haldeydi ve üzerinde ise çok eski bir tarih vardı. Hemen okudu mektubu. Her zaman ki gibi ilginç bir başlıkla “Nazlı Kekliğim”. Nasıl şeyse…

Su gibi ezberledikten sonra evin yolunu tutarken birden arkasından bir üniformalı adam yaklaştı. “Hanım Efendi, pardon, lütfen bakar mısınız?” Bu cümle bundan sonraki özlem dolu hayatının başlangıcı olmuştu. Kötü haber mektupla değil, bir askerle birlikte, elinde de bir paketle gelmişti.

Yere yığıldı. Önce anlamadı. Ölmüş olamazdı. Çünkü elinde mektup vardı. Sonunda korkunç gerçeği kavradı. Uzun zamandır ondan mektup alamamıştı çünkü birliğinden ayrı tam bir ay geçirmişti. Yanına kendine yetecek kadar erzak ve mühimmat alıp, kimsenin onu bulmayacağı bir yere yerleşmiş ve düşmanları tek atışla uzaktan teker teker vurmuştu. Kendisi bir keskin nişancıydı. Düşman onu bir türlü ele geçiremiyordu. Yüksek rütbeli subaylar bile onun kurşunuyla tek atışta ölmüşlerdi.

Arkadaşları ondan hiç haber alamıyorlardı. Nerede olduğunu bile bilmiyorlardı. En sonunda onu karşı ateş sonucu vurulmuş ve kan kaybından ölmüş durumda bulmuşlardı. Üzerinde dolu mektup bulmuşlar ve mektuplardan biri diğer mektupların arasına karışarak postaya verilmişti.

Diğer bütün mektupları hergün okudu. Hepsini hergün okudu. Ezberlemiş olmasına rağmen yine de okudu. Ona bu mektuplar vücudundaki kanın onun için akmasını ve doğru düzgün nefes almasını sağlıyordu.

Ama şimdi yağmur damlalarını arasından üniformalı biri ona doğru yaklaşmaktaydı. Bu o olamazdı. Çünkü o yıllar önce ölmüştü. Hemen dışarı çıktı. İçine aynı nergis sattığı günlerdeki gibi bir sevinç doğdu. Yüreği yerinden fırlayacaktı neredeyse.

Ertesi gün onu pencereden dışarıya bakarken yüzünde mutluluk beliren bir şekilde cansız bulmuşlardı. Bu yağmur ona yıllarca beklediği kavuşmayı nihayet getirmişti.

İrem Ebru Gürsoy

Hakkımda Nilgun

blank
Sinop'ta yaşayan, Sinop'lu bir bayanım. Gezmeyi, yüzmeyi, konuşmayı, sosyal aktiviteleri çok severim. İnsanlara yardımcı olmak beni çok mutlu eder.Ve tam bir Sinop Aşığıyım. Bu kadar yeterli mi?)))

İlginizi Çekebilir

blank

İZLANDA HALK HİYAKELERİ..Ebruli Sayfalar

Merhaba Sevgili Nilgün’ün Günlüğü Okurları,

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.