BÜYÜK SEL… Ebruli Sayfalar..

Bir zamanlar, cennetten inen bir perinin, üzerine oturup, dinlendiği büyük bir defne ağacı varmış. Peri, babasının bu ağaç olduğu bir oğul dünyaya getirmiş ve çocuk yedi yaşına geldiğinde, peri cennete tekrar geri dönmüş.

Bir gün büyük bir fırtına çıkmış ve aylarca yağmur yağmış, bu yüzden bütün dünya sanki öfkeli bir deniz tarafından sular altında kalmış. Sel, defne ağacını bile boğmaya başlamış. Bu yüzden ağaç oğluna şöyle demiş, ‘Oğlum, korkarım artık düşeceğim. Düştüğümde benim sırtıma çıkmalısın. Ancak bu şekilde hayatta kalabilirsin.’ Çok geçmeden ağaç, dalgalar tarafından kökleriyle birlikte sökülmüş. Çocuk da babasının sırtına çıkmış. Bu şekilde günlerce suyun üstünde gitmişler.

Bir gün, sürüklenen bir karınca ordusu karşılarına çıkmış. Şöyle bağırmışlar, ‘Ah, ağacın oğlu! Kurtar bizi, lütfen kurtar bizi!’ Çocuk babasına sormuş, ‘Baba, onları kurtarabilir miyim?’ Baba şöyle cevap vermiş, ‘Elbette kurtarabilirsin.’ Çocuk karıncalara seslenmiş, ‘Ağaca binin.’ Böylece karıncalar memnuniyetle defne ağacının dallarına ve yapraklarına çıkmışlar. Sonra bir grup sivrisinek karşılarına çıkmış. Çok fazla uçmaktan yorgun düşmüş olan sivrisinekler de aynı şekilde çocuğa yalvarmışlar. ‘Ah, ağacın oğlu! Lütfen kurtar bizi. Sana yalvarırız.’ Böylece çocuk babasından yine onları kurtarabilmek için izin istemiş. Babası da yine bu izni vermiş ve sivrisinekler de ağacın dallarına konmuşlar. Daha sonra suyun üzerinde yüzen kendi yaşında bir çocuk seslenmiş, ‘Ah, arkadaşım! Kurtar beni, lütfen kurtar beni!’ Böylece yine babasından çocuğu kurtarmak için izin istemiş, fakat babası bu sefer ‘Hayır!’ demiş. Çocuk üzüntü içinde bağırmaya devam etmiş. Ağacın oğlu babasına tekrar sormuş fakat babası yine aynı cevabı vermiş. Artık çocuk yalvarmaya başlamış, çünkü neredeyse boğulmak üzereymiş. Bu yüzden babasına üçüncü kez sormuş, ‘Baba, lütfen şu çocuğu kurtarayım.’ Bu sefer ağaç şöyle cevap vermiş, ‘Ne istiyorsan öyle yap,’ böylece zavallı çocuğa seslenmiş, ‘Bu ağaca çık!’ demiş. Bu şekilde çocuk da kurtarılmış.

Sonunda iki çocuğu, karıncaları ve sivrisinekleri taşıyan defne ağacı bir adaya gelmiş. Burası aslında Baekdu Dağı’nın zirvesi kadar yüksek, yüce bir dağın zirvesiymiş. Karıncalar ve sivrisinekler çocuğa ‘Teşekkürler, ağacın oğlu. Bizim hayatımızı kurtardın ve sana çok şey borçluyuz. Hoşça kal!’ deyip, minnettarlıkları belirttikten sonra ayrılmışlar.

İki oğlan çok acıkmış ve yiyecek aramaya gitmişler. Çok geçmeden yaşlı kadın ve iki kızının yaşadığı bir eve rastlamışlar. Bir tanesi kadının öz kızıymış, diğeri ise evlatlıkmış. Kadın oğlanları kibarca karşılamış ve onlara çiftliğinde iş vermiş. Herkes selde boğulduğundan dolayı burada başka hiç kimse hayatta değilmiş.

Artık yağmur durmuş, sular çekilmiş ve onlar da çiftçilik yapmaya başlamışlar. Yaşlı kadın gençlerin evlenmesinin uygun olacağını düşünmüş ve kendi kızını zeki olan oğlanla, evlatlık kızının da diğeriyle evlenmesine karar vermiş.

İkinci oğlan kadının planını sezmiş ve bu fırsattan yararlanmaya karar vermiş. Yaşlı kadına kurnazca ‘Ağacın oğlu inanılmaz derecede zekidir. Sen büyük bir çuval dolusu darı tanelerini kuma atar atmaz, o hepsini yarım saatte toplayabilir. Bir dene ve gör.’ demiş.

Böylece, onun bu yeteneğini test etmek için, yaşlı kadın büyük bir çuval dolusu darı tanelerini kuma atmış ve ona taneleri toplamasını emretmiş. Önce oğlan reddetmiş, fakat kadın isteğini tekrarlayınca, sonunda kabul etmek zorunda kalmış. Tek tek taneleri toplamaya başlamış, fakat çok yavaşmış, ne yarım günde, ne de yarım yılda bitecek gibi değilmiş. Başı umutsuzca yere eğilmiş, acınası bir halde ne yapacağını düşünmeye başlamış.

Birden bire topuğunun altından bir şeyin ısırdığını fark etmiş. O, büyük bir karınca imiş. Karınca ‘Ben selden kurtardığın karıncalardan biriyim. Neden bu kadar üzgünsün?’ diye sormuş. Ağacın oğlu, ona çok zor bir görev verildiğini söylemiş. Sonra karınca binlerce arkadaşını getirmiş ve bütün taneleri hep birlikte toplamışlar. Böylece çuval birkaç dakika içinde dolmuş. Uzaktan bu olayı gören diğer oğlan, çok kıskanmış. Yaşlı kadının yanına gitmiş ve ağacın oğlunun bu işi tek başına yapmadığını söylemiş.

Yaşlı kadın bu haberi aldığında, hangi oğlanın seçilmesine bir türlü karar verememiş, böylece onlara ‘İkinizi de eşit bir şekilde seviyorum ve hanginizin benim kızımla ve hanginizin evlatlık kızımla evlenmesi gerektiğine karar veremiyorum. Ama benim bir planım var. Kendi kaderinizi kendiniz seçeceksiniz. Bu gece ay çıkmayacak, çünkü bugün ayın son günü. Dışarı çıkıp karanlıkta kapıda bekleyeceksiniz. Ben de kızlardan birini doğu odasında, diğerini de batı odasında tutacağım. Sizi çağırdığımda, hangi odadan isterseniz oradan içeri gireceksiniz. Böylece kendi seçiminizi kendiniz yapacaksınız ve sonucuna itiraz etmeyeceksiniz.’ demiş.

Akşam yemeğinden sonra iki oğlan dışarı çıkıp, beklemeye başlamışlar. Bir süre sonra yaşlı kadın onları içeri çağırmış. Yaz gecesi, ağacın oğlu hangi odadan gireceğini düşünmeye başlamış. Tam o sırada büyük bir sivrisinek kafasının üzerinde uçuyormuş. Sivrisinek yaklaşmış ve kulağına şöyle fısıldamış, ‘Ağacın oğlu! Doğu odasına git, doğu odasına!’ Böylece ağacın oğlu, doğu odasına gitmiş ve orada yaşlı kadının güzel kızını bulmuş. Diğer oğlan ise batı odasında evlatlık kızı bulmuş.

Bu iki çiften birçok çocuk dünyaya gelmiş ve onlar bugünkü bütün insan ırkının ataları olmuşlar.

Gim Gitaek tarafından anlatılmıştır; Tongyeong (1913)

Hakkımda Nilgun

Sinop'ta yaşayan, Sinop'lu bir bayanım. Gezmeyi, yüzmeyi, konuşmayı, sosyal aktiviteleri çok severim. İnsanlara yardımcı olmak beni çok mutlu eder.Ve tam bir Sinop Aşığıyım. Bu kadar yeterli mi?)))

İlginizi Çekebilir

blank

İZLANDA HALK HİYAKELERİ..Ebruli Sayfalar

Merhaba Sevgili Nilgün’ün Günlüğü Okurları,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.