49’unda Aşk..Sevda Çiçekoğlu…

Kütüphaneye bu defa uzun kalmak niyetiyle gittim ve kitapları uzun uzadıya inceleme fırsatım oldu.

Bu arada elime geçen ‘’49’unda Aşk’’ kitabı dikkatimi çekti. İçini karıştırdığımda yazarının Sinop doğumlu olduğunu okuyunca, hiç tereddüt etmeden kitabı ödünç aldım.

Evde okuduğum kendi kitabım vardı ama onu kenara koyup hemen buna başladım.

Hatta yazarın yaşıtı arkadaşlara da, Sevda Çiçekoğlu’nu tanıyor musunuz diye sordum.)))Meğer yazarın gerçek adı değil miş. Roman bittiğinde öğrendim.)))

Eveeet…49’unda Aşk, tamamiyle bir günlük. Yazar yaşadıklarını, duygularını ve hissettiklerini açıklıkla yazmış, günlük olarak. Zaten kitabı okurken bunu hissediyorsunuz. Sade, akıcı bir dille yazmış, düşüncelerini ve yaşadıklarını.
“Kırk dokuz yılda, beş yüz seksen sekiz ay vardır. Ben bu beş yüz seksen sekiz ayın dört ayını yalnızca kendim için kullandım. Evet, başkalarının istediği gibi yaşadığım kırk dokuz yıllık hayatımın yalnızca dört ayını kendim için “çaldım”… Kimselere söyleyemeden, söylesem, onlara göre namussuzluk gibi gelen, bana göre cesaret ve yürek isteyen, aşk ve sevgi dolu mutlulukla geçen dört ay. İşte size anlatacaklarım, özgürce, doyasıya, hesapsızca yaşadığım bu dört aydan ibaret…”

Evet, yazar yaşadığı bu aşk dolu 4 ayı anlatıyor bize. Kendisinin 2 çocuğu var, eşinden ayrılmış yalnız bir hayat sürerken , Belçikalı Boris’le tanışıyor. Kaldığı siteye komşu geliyor Boris. Arkadaşlıkları kısa sürede aşka dönüşüyor. Boris ona hiçbir şekilde vaatte bulunmuyor. Ama aşık oluyor Sevda. Şimdiye kadar hiç yaşamadığı, kimsenin kendisine böyle sevgi ve ilgi, şevkat göstermediği duyguları, Boris yaşatıyor ona. Ama aşık olduğu Boris, maalesef evli ve çocuklu. Bu 4 ay toplumu, çevreyi bir kenara bırakarak kendisi için, aşkını dolu dolu yaşıyor.

Ama 4 ay nedir ki? Göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Sonrasında Boris, Belçika’ya dönüyor ve yazışmalar başlıyor. Yazar burada mailleri İngilizce ve Türkçe olarak paylaşıyor. Burada bana yazışmalar çok uzun gelse de, bir kadının bu durumda yaşadığı duyguları, hissettiklerini okumak ilgimi çekti.

Bazı alıntıları sizinle paylaşmak istiyorum:

‘’Bugün Hülya adında çok eski bir arkadaşım geldi. Hülya çok hoş bir kızdı. Evlenmeyi çok istemesine karşın, kendine uygun bir eş bulamadığından bir türlü evlenememişti.Söylediği bir cümleden çok etkilendim.’’Eşim olmasını çok isterdim evlenemedim.Çocuğum olmasını da çok isterdim ama menopoza girdim.Artık öyle bir şansım da yok.Benim ki de ne boş hayat.’’

Hülya’nın durumuna üzüldüm. Çok haklıydı, bütün gün onun bu sözlerine taktım kafayı. Ülkemizdeki kadınlarla erkekler arasında ki ayrıma üzüldüm. Hülya’nın ne bir cinsel deneyimi olmuştu, ne de çocuk sahibi olabilmişti. Aslında feminist değilim, ama biliyorum ki,tarih boyunca kadınlar ezilmiş,erkeklere hizmetçilik yapmışlar. Hala da öyle gidiyor.’’ diyor.

Yazar; bu kitap evli erkekle ilişkiye giren ya da girmek üzere olan tüm kadınlara…Böyle bir ilişkinin yanlış ve üzücü yanlarını görebilmeleri için örnek olsun, diyor.

Aslında yazar çokça da eleştiriyor kendini. Evli bir erkekle beraber olmanın sakıncalarını biliyor, üzüntüsünü de yaşıyor.

Ama aşkı savunuyor. Toplumumuzda dul bir kadının yaşantısının zor olduğunun farkında.’’49 yaşında kızımın da desteği ile, aşkı yaşadım. Eskiden beri anlayamadığım bir şeydir, aşık olmanın neresi kötü?Eğer mutlu bir beraberli yaşıyorsan,beraber yaşamanın, neresi kötü?Şunun şurasında kaç yıllık ömrümüz var ki?’’ Diye soruyor.

4 ay sonunda Boris gidiyor, yazışmalar başlıyor. Yazışmalar aksayınca içi içini yiyor. Unutmak istiyor, unutamıyor ve bu arada çektiği acıları kaleme alıyor..

Ortada 49 yaşında yaşanan bir aşk ve bir kadının yaşadığı gerçek bir hikaye var.

Vallahi sonu hiç umduğum gibi bitmedi. Kadınların ilgisini çekeceğinden eminim, okuyun derim.

Sevda son söz olarak şunları yazmış kitabında: Kitabın yazarı olarak gerçek kimliğimi saklamak istiyorum. Bunun bir nedeni, yaşadığım yasak aşk olsa da, diğer ve en önemli nedeni, yaşadıklarımın ailemin ve çevremin kulağına gider endişesi.

52 yaşında hala ailemin ve çevrenin kulağına gider endişesi varsa, demek ki ben, ne kadar kimseyi takmam, ne kadar kendimi aştım desem de, ne yazık ki hala toplum baskısından kurtulamamışım, diyor..NOKTA..

 

Hakkımda Nilgun

Sinop'ta yaşayan, Sinop'lu bir bayanım. Gezmeyi, yüzmeyi, konuşmayı, sosyal aktiviteleri çok severim. İnsanlara yardımcı olmak beni çok mutlu eder.Ve tam bir Sinop Aşığıyım. Bu kadar yeterli mi?)))

İlginizi Çekebilir

blank

Vadideki Zambak..Balzac

Bu defa da bir dünya klasiği bitirdim. Bu romanı yıllar önce okumuştum, bu defa yine …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.